ALLAH’IN RIZASININ EN ÇOK KORUNDUĞU İMAN

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 16:47

ALLAH’IN RIZASININ EN ÇOK KORUNDUĞU İMAN

Her birimiz, özellikle Ramazan aylarında kişimizde, yakın etrafımızda ve toplumda gözlemlediğimiz oruçlu olmaktan ileri gelen bir ekip hoşluklar, düzelmeler, duygu enginlikleri ve buna paralel olarak yapılan iyilikler, hayırlar, hoş uygulamalara şahitlik etmekteyiz. İşte tam bunlar, oruç kalkanını beraber cemiyetçe kuşanmış olmanın, evvel duygularımıza sonra da sosyal yaşamımıza kazandırdığı hoşluklardır.

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle emretmiştir:

Oruç kalkandır…”[1]

Oruç’un bir iman cinsi ve kulluk misyonu olarak, farz-beyhude her iki cinsini de içermek üzere Peygamber Efendimiz tarafından kalkan diye değerlendirilmiş olması, günümüz için, oruç ayı Ramazan-ı şerif civarında üzerinde durulması gerekli fevkalâde dikkat çekici bir tespit, teşbih ve çok ciddi bir ihtar kalitesindedir.

Hadis kitaplarımızda yer alan rivâyetler içinde “kalkan, siper ve örtü” diye çeviri edebileceğimiz “cünne” sözcüğünü Sevgili Peygamberimiz oruç’un yanında bir de imam halife, emir, komutan, idareyici için kullanmıştır.[2]

Edebî doğrultudan teşbih-i beliğ[3] kalitesindeki “oruç kalkandır” hadis-i şerifinin ifade eforu ve hoşluğu beliğ olması yanında ihtiva ettiği engin mânâyı anlayabilmek için evvel, oruç sözcüğünün içinde yer aldığı başka bir kaç söylentiye daha işaret etmekte fayda vardır:

“Oruç kalkandır. Oruçlu makûs laf söylemesin. Oruçlu kendisine ilişmek isteyenlere iki defa ‘ben oruçluyum’ desin..”

Kaynaklardaki bazı rivâyetlerde orucun, “…harikulade bir kalkan[4]”, “cehenneme karşı bir kalkan”, sizden birinizin savaş için kullandığı gibi bir kalkan[5]” olarak tanıtıldığını da görmekteyiz. Başka Bir Deyişle hadis-i şerifte kalkana benzetilen oruçta, -bu hadislerden de anlaşıldığına göre- öne çıkan anlam ve işlev “gözetmek”tır.

Bu tanıtımlar, koruma işlevinin iyice anlaşılmasını sağladığı gibi, işin âhiret ebadını da “cehennem eziyetine kalkan” olmak diye sarihçe ortaya koymaktadır. Bu demektir ki, her iki yaşam sahnesinde de koruma işlevini gören oruç imanı İslam ümmetinin en büyük kaderlerindendir.

KULLUK KALKANI

Oruç, şahsı düşmanın yaralayıcı hücumundan gözeten kalkan örneği insanı dünyada üzüntü, efkâr ve stresten gözettiği gibi âhirette de cehennem ateşinden koruma özelliği olan bir kalkandır. Bu anlamıyla oruç, bizim için iki kâinatta koruma kalkanımız demektir. Çünkü oruç, oruç yakalayan şahsı dünyada öncelikle dilin afetleri sayılan günahlardan, dolayısıyla âhirette de, Allah’ın zulmünden ve cehennem’den gözetir.

Bu noktadaki koruma garantisini biz bir hadis-i kudsî’de bulmaktayız:

Ebu Hüreyre’den -radıyallahu anh- dedikodu edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, “Allah Teâlâ şöyle emretti” demiştir: “Oruç benim içindir, onun karşılığını vermek de bana aittir. Oruçlu, şehvetini tatmin etmeyi, yemesini-içmesini benim rızam için terk eder.”[6]

Bu hadis-i kudsi’de Allah Teâlâ’nın, kulun kendi rızası için yaptığı riya ve azametten uzak özverisini, evvelden tanımlanmış olan on sevaptan yediyüz sevaba kadar karşılık verme miktarının ötesinde ve üstünde değerlendireceğini bildirmektedir. Başka Bir Deyişle “onun karşılığını ne kadar olarak vereceğimi ben öğrenirim” emretmek suretiyle kulun içten kulluğu karşısında asla kuluna borçlu kalmayacağını duyuru etmiş olmaktadır. Allah Teâlâ, va’dinden netlikle dönmeyeceğine göre, O’nun rızasının en çok korunduğu oruç imanına vereceği mükâfatın ucu sarih, hipotezlerin üstünde olduğu netlik kazanmış olmaktadır. Bu vaziyet, orucun koruma getirisinin kulluk açısından ne miktarda büyük olduğunu göstermektedir.

Hiç şüphesiz kalkanı olmayan bir savaşçı gibi oruçsuz olan insan da büyük ve aslî korunma ihtimal ve âletinden yoksun, dolayısıyla her türlü iç ve dış risklere karşı korunmasız halde demektir. Bu vaziyet başını kaybetmiş halk ve ümmet için de aynı biçimde mevzubahisidir, başka bir deyişle böylesi halk ve ümmetler de koruma kalkanından yoksun kalmışlardır.

Her birimiz, özellikle Ramazan aylarında kişimizde, yakın etrafımızda ve toplumda gözlemlediğimiz oruçlu olmaktan ileri gelen bir ekip hoşluklar, düzelmeler, duygu enginlikleri ve buna paralel olarak yapılan iyilikler, hayırlar, hoş uygulamalara şahitlik etmekteyiz. İşte tam bunlar, oruç kalkanını beraber cemiyetçe kuşanmış olmanın, evvel duygularımıza sonra da sosyal yaşamımıza kazandırdığı hoşluklardır.

Tavırlarımızı etkileyen duygularımız ve düşüncelerimizdir. Duygu ve düşüncelerimizin emin bir seviye ve kıvamda, emin bir disiplin altında olması da yoğun biçimde oruç imanı aracıyla olası olmaktadır. Sınırlandırılmaktan hiç beğenmeyen his ve tutkular, oruç ve imsak disiplini ile daha baştan -irâdî olarak- en üst seviyeden özümsenmiş hudutlara çekilmekte ve negatif tesirleri önlenmekte, bir cins sıkıyönetime tâbî yakalanmaktadır. Bu da orucun insan ruhunu, duygu ve düşüncelerini ve dolayısıyla günlük yaşamını hasarlı etmenlerden, parasal-manevi negatifliklerden gözeten bütün bir kalkan ya da insan için tehlikesiz bir siper olduğunu göstermektedir. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- eforu-gücü ve şehevi duyguları yerinde olup da evlenme olanağı bulamayan gençlere, kendilerini günah işlemekten gözetmeleri için oruç yakalamalarını öneri etmiştir.[7] Başka Bir Deyişle nefsin oruç ile terbiye edilmesini önermiştir.

Şu da bir asıldır ki, orucun gözeticiliği yalnızca Ramazan ayı ile başka bir deyişle farz oruçlarla hudutlu değildir. O, kendisine müracaat etilen her gün ve koşulda nâfile oruçluluk hallerinde de koruma işlevini, kalkan vazifesini yerine getirir. Bu vaziyet, oruç imanının cemiyetin büyük bir kesimi tarafından yerine getirildiği için Ramazan ayında çok daha keskin olarak görülebilmektedir. Fark bundan ibarettir.

Bir başka sarih asıl da şudur: İslâm, topluca ve cemiyetçe yaşandığı oranda kendisinden istifade edilebilecek bir dindir. Zira o tam insanlığın dinidir. Üyelerine dünya ve âhiret mutluluğunu kazandırmak istemektedir. Getirdiği temeller, öğretiler de bu gayeye müteveccih ilkelelerdir. Ehemmiyetli olan İslâm’a, kendisine has hudutları içinde yanaşabilmek, onu kendi tamlığı içinde yaşayabilmektir.

Hukuki mâzereti olmadığı halde Ramazan günlerinde oruç kalkanını kuşanmamış olanlar, hem kendilerine hem de etraflarına karşı İslâmî kimliklerini delil etmekte ve gözetmekte zorlanacaklardır.

SAĞLIK KALKANIMIZ

Yeniden Ebu Hüreyre’den -radıyallahu anh- nakledildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Oruç yakalayınız sağlık bulunuz!”[8] emretmiştir. Bu hadis-i şerif, orucun sıhhat açısından kalkan oluşunu, gözeticiliğini ortaya koymaktadır. Dünyamızda yaygınlaşmış bulunan obozite/kiloluluk ve neden olduğu rahatsızlıklar ve bunlar karşısında müracaat etilen perhizlerin esasını teşkil eden az yemek nasihatleri, orucun sağlık kalkanı olduğu aslının tıbbî açıdan itirafıdır.

Yukarıyadan beri salt/genel bir tespitle dünyada günahlara, edep ve sıhhat meselelerine, ahirette ise cehennem eziyetine kalkan olduğunu anlatmaya çalıştığımız oruç, mukadderat okuna kalkan tutulmaz atasözünde olduğu gibi yalnızca mukadderat karşısında tesirsizdir.

Oruç kalkanını kullanma alıştırmayı yapma günlerini, Ramazan-ı şerifi iyi değerlendirme gayeyi, mücadeleyi ve basireti insanımızı beklemektedir. Oruçlu günlerimizdeki imsak disiplininin iftar neş’esiyle son bulması hepimizin mutluluğu olsun.

Dipnotlar: 1 Buharî, Savm 2, Tevhid 35, Müslim, Sıyam 162; Ebû Dâvûd, Savm 25; Tirmizi, Cum’a 79, Savm 54, İman 8; İbn Mace, Sıyâm 1, Fiten 12, Zühd 22; Dârimi, Savm 27, 50; Muvatta, Sıyam 57 2 Bk. Buharî, Cihad 109; Müslim, İmâre 43; Ebû Dâvûd, Cihad 151; Nesâî, Bey’at 30 3 Teşbih, Beyan ilmi deyimi olarak, aralarında ya gerçekten ya da mecâzen alaka-ilişki bulunan şeyleri birbirine benzetmektir. Teşbih-i beliğ ise, yalnızca benzeyen ve kendisine benzetilenle yapılan benzetmedir. Bu teşbihte benzetme istikameti vech-i şebeh ve benzetme ilgeci ilgeç-ı teşbih zikredilmez. Teşbih-i beliğ’e şimdilerde yalın benzetme de denilmektedir. 4 İbn Recep el-Hanbeli, Camiu’l-ulum ve’l-hikem, s. 272 5 Bk. Nesâî, Sünen, VII, 415 6 Buharî, Tevhid 35 7 Buhari, Savm 10; Nikah 302; Müslim, nikah 1; Nesâi, Sıyam 43; İbn Mace; Nikah 1 8 Ebu Nuaym el-Isfehâni, et-Tıbbu’n-nebevi, I, 236

Kaynak: İsmail Lütfü Çakan, Altınoluk Mecmuası, Sayı: 399

RAMAZAN’DA NELER YAPILIR?

ORUÇ NEDİR? ORUCUN FAYDALARI NELERDİR?

RAMAZAN VE ORUCUN ERDEMİ

RAMAZAN GECELERİNDE NELER YAPILIR? – VİDEO

ALAKANİZİ ÇEKEBİLİR

ORUÇLUYKEN BİRİ SİZE KÖTÜ SÖZ SÖYLERSE NE YAPMALISINIZ?ORUÇLUYKEN BİRİ SİZE MAKÛS SÖZ SÖYLERSE NE YAPMALISINIZ?ORUCUN VERDİĞİ İLK DERSORUCUN VERDİĞİ İLK DERSBÜTÜN UZUVLARIN İŞTİRAK ETTİĞİ İBADETBÜTÜN UZUVLARIN İŞTİRAK ETTİĞİ İMANRAMAZAN’DA ORUÇ TUTMANIN HİKMETLERİ NELERDİR?RAMAZAN’DA ORUÇ YAKALAMANIN HİKMETLERİ NELERDİR?ORUCUN DEĞİŞTİRDİĞİ İNSANORUCUN DEĞİŞTİRDİĞİ İNSANORUÇ TUTARKEN AÇ KALDILARORUÇ TUTARKEN AÇ KALDILARKORUYAN HATIRLATAN DÜŞÜNDÜREN MÜSTESNÂ BİR İBADETKORUYAN HATIRLATAN DÜŞÜNDÜREN MÜSTESNÂ BİR İMAN

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir