HADİS-İ RESULULLAH’DA MÜSLÜMANIN VASFI VE KARDEŞLİĞİ

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 02:12

HADİS-İ RESULULLAH’DA MÜSLÜMANIN VASFI VE KARDEŞLİĞİ

“Müslüman , dilinden ve elinden diğer müslümanların emin ve selamette bulunduğu kimsedir. Muhacir ise , Allah-u Teala’nın nehyettiklerinden sakınıp uzaklaşan ve hicret eden kimsedir.” Zübdetül Buhari:16- Ebu Davud: 34/406- Müsnedi A. İbni Hanbel:2/160,190,…

                Yaşamı her güzergahıyla abluka eten , dünya ve ahiret saadetini sağlayıcı bir özelliğe sahip olan kâinatsal ve fıtrat dini olan İslam ve O’nun Yüce Peygamberi olan Hazret-i Rasulü Kibriya Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimizin kutlu lisanından dökülen nurani iki tümce reel insanlığın ve müslümanlığın ifadesidir.

                Aşinayı gibi İslam Fıtratı üzerine yaratılmış olan insanoğlu hayra ve şerre yönelimli ters duygu ve isteklerin sanki savaştığı bir iç aleme sahiptir. Bu savaşı kazanmış olanlar “Fıtratı” üzere yaratılmış oldukları İslamın canlı bir timsali olarak reel bir müslüman olmayı muvaffak olmuş; nefisle olan savaşı kazanamayanlar başka bir deyişle şeytanca, şehevi, hayvani güdülerine mağlup olanlar hem dünyada hemde ahirette hüsrana uğramış olacaklardır.

                Reel bir müslüman olan şahıs, barış, salah, selamet, güven, emniyet, huzur, ve saadetin kaynağı olacak, hem birey hem de cemiyet ebadında asla hasar vermeyen ve hasar görmeyen bir kişilik sergileyecektir. Bundan dolayıdır ki ; ebedîye kadar ışık yakalayan yukarıyada geçen kutlu hadis-i şerif “Müslüman olan şahıs diğer müslümanlara diliyle de eliyle de hasar vermemelidir. Onlara güven, huzur, saadet kaynağı olmalıdır” diye karar koyarken diğer yandan da “zati müslüman olan, başka müslümanlara diliyle olsun, eliyle olsun hasar vermez! Ve müslüman, ancak diğer müslümanların kendisinin dilinden ve elinden emin, salim olunan kimsedir!” diyerek reel bir müslüman niteliğini, ahlaki yapısını ve kişiliğini haber vermektedir ki bu özellikler birey, aile, cemiyet ve tüm müslümanlar açısından değerlendirilmelidir.

                Hadis-i Şerif ‘in ikinci tümcesi de aynı anlamı başka bir güzergahıyla vurgulamakta Allah ve Rasulünün methiyesini kazanan göçmenin özelliğini söylemektedir ki Hadis de “… Muhacir, Allah-u Teala’nın nehyettiklerinden günahlardan hicret eden sakınan, bölen ve uzaklaşan kimsedir.” Diye belirtilmektedir. Zati Allah’ın menettiği şeylerden haramlardan-günahlardan sakınıp uzaklaşan bir müslüman, başka müslümanlara asla hasar vermeyi usundan bile geçirmeyecektir. Mesela gıybet, palavra, kötüle, hırs, hased, şike, entrika, kin, gasp, eziyet gibi günahlardan uzak duran bir müslüman diğer müslümanlara da hasar vermemiş onları gözetmiş, güven ve huzur veren emin bir karaktere sahip olmuştur. Aksi vaziyette yukarıyada sayılan günahları mübah hatta lüzumlu görenler ise başta kendilerine ve etraflarına ve sair müslümanlara hasar vermiş olacaklardır. Huzur, güven ve saadet kaybolup gidecektir. Bu günahlar içerisinde olup müslümanların kardeşliğine hasar verenler, birbirlerine düşman olmalarına neden olanlar, hatta daha ileri gidip laflı olmakla beraber eliyle de hasar verenler Hadis-i Şerif’te belirtildiği gibi müslümanlığın çerçevesinde olamayacaklardır.

                Bu asılları gözönünde tutarak usu selim bir biçimde düşünüp hareket edersek başka bir deyişle ilahi öğretilere uyarsak ahirzaman dünyasında yaşayan müslümanlar mezhebi, ırki, coğrafi…değişikliklere takılmadan ve bunları büyük meseleler haline getirmeden, İslamın ve İslam Ümmetinin geleceğine kilitlenerek “Ümitvar olun…en gür sada İslamın sadası olacaktır.” Diyerek müjde veren Bediüzzaman Hazretlerinin o nur saçan ferasetiyle bakarak “birbirlerini bitiren “KARDEŞLER” vaziyetine kazanç. “Bir bedenin uzuvları” ve “Aynı binanın tuğlaları” kararında olur. “Birrü Takva ‘da takviyeleşme”, “Hayırlarda müsabaka-koşuşma” ve “Müslüman kardeşini kendi nefsine seçim etme” gibi ulvi hasletler, ahlaki kıymetler görülmeye başlar. İşte böyle bir cemiyette ve dünyada gerçekten kardeş olanlar birbirlerinden emin olur; birbirine hasar vermeyi hayal dahi etmez! Bir bedenin uzuvları biçiminde olan müslümanlar birbirlerini rencide etmez, birbirlerini köstekleyici rol oynamaz bir bedende iki el birbirleriyle hiç müzakere ederler mi, iki göz birbirlerine hiç hased ve husumet ederler mi ya da uzuvların birbirlerinden değişik olması onların savaşmasına neden olur mu?!… aksine destekçi ve birbirini bitirici olur… aynı binanın tuğlaları gidişatında olanlar, birbirine “ GÜVEN ve EMNİYET” telkin eder. Elele omuz omuza o kutsal binayı bedene getirir ve bir “BÜNYANUN MARSUS” mermiyle kaynamış-kaynaşmış bir yapıözelliğini taşır… Kur’anın ve Sünnetin başka bir deyişle İslam’ın İlahi Öğretisi, işte böyle bir yapının oluşmasını hedeflemiş “ANCAK MÜ’MİNLER KARDEŞTİR.” Hucurat : 10 ayetiyle tüm Muhammed s.a.v Ümmetine emr-i ferman eylemiştir.

Etiketler:, , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir