İSLAM’IN İLK YILLARINDA ISRAR EDİLEN İMAN

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 17:04

İSLAM’IN İLK YILLARINDA ISRAR EDİLEN İMAN

Asr-ı Saâdet cemiyeti, zekâta çok önem verirdi. Çünkü Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok yerinde namazla beraber zekâtı da ısrarla buyuruyordu. Onlar, zekât ve sadakalarını sanki Allâh’ın eline verdiklerinin şuuruyla, bu imanı îfâ ederken büyük bir vecd ve coşku iklîmine girerlerdi.

Peygamber Efendimiz’in amcası Abbas -radıyallâhu anh-, hayırda seri etmek kastıyla, yılı dolmadan zekât verip veremeyeceği husûsunu sormuştu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ona bu hususta izin verdi. Ebû Dâvud, Zekât, 22/1624; Tirmizî, Zekât, 37/678; İbn-i Mâce, Zekât, 7; Ahmed, I, 104; Dârimî, Zekât, 12

Allah Rasûlü’nün yakınlarından bir bayan, kız çocuğunu yanına alarak Efendimiz’i ziyarete gitmişti. Kızının kolunda, iki tane ve kalınca altın bilezik vardı. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bayana:

“–Bunun zekâtını veriyor musun?” diye sordu.

“–Hayır.” dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Allâh’ın kıyâmet günü, onların yerine sana ateşten iki bilezik takması güzeline gider mi?” emretti.[1]

Bayan hemen onları çıkarıp infâk etmesi için Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e uzattı ve:

“–Bunlar Allah Rasûlü’ne âittir dilediğiniz gibi infâk edin!” dedi. Ebû Dâvûd, Zekât, 4/1563

ZEKAT VERMEDEKİ TİTİZLİK

Benî Tücîb Kabilesi’nden on üç şahsiyet bir kurul, Efendimiz’in yanına gelmiş, zekât mülklerini de yanlarında getirmişlerdi. Onların zekât husûsundaki titizlikleri, Peygamber Efendimiz’in çok güzeline gitti. Kurula:

“–Güzel geldiniz!” emretti. Bilâl-i Habeşî’ye onları en iyi bir biçimde ağırlamasını buyurdu.

Benî Tücîb kurulu:

“–Yâ Rasûlâllah! Mülklerimiz içindeki Allâh’ın hakkını Sana getirdik.” dediler.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Onları geri götürüp fukaralarınıza dağıtınız!” emretti.

Kuruldakiler:

“–Yâ Rasûlâllah! Biz, ancak fukaralarımızdan çoğalmış olanını Sana getirdik.” dediler.

Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-:

“–Yâ Rasûlâllah! Arap kurulları içinde, doğrusu şu Tücîb kurulu gibisi yoktur.” dedi.

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Hidâyet, Yüce Allâh’ın elindedir. Allah, hayrını dilediği kimsenin kalbini îmâna açar!” emretti.

Tücîb kurulu, Peygamberimiz’e Kur’ân’dan ve Sünnet’deri birtakım hususlar sordu. Sordukları şeylerin yanıtları yazılarak kendilerine verildi. Bu çabaları nedeniyle Efendimiz’in onlara rağbeti ve alâkası arkasıydı. Benî Tücîb kurulu, birkaç gün kaldıktan sonra gitmek için izin istedi. Kendilerine:

“–Niye seri ediyorsunuz?” denildi.

“–Geride kalan kavmimizin yanına dönüp Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den gördüklerimizi, kendisinden sorup bildiklerimizi onlara anlatacağız.” dediler.

Peygamber Efendimiz’in yanına gelip vedâlaştılar. Efendimiz onlara Bilâl-i Habeşî’yi gönderdi. Armağanlarının verilmesini buyurdu, öbür kurullara verilenden daha çok ihsanda bulunulmasını söyledi. İbn-i Sa’d, I, 323; İbn-i Kayyım, III, 650-651

ZEKAT VERMENİN EHEMMİYETİ

İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Nebiyy-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bir bayram günü musallâya çıktı ve yalnız iki rekât namaz kıldırdı. Bunun evvelinde veya sonrasında başka rastgele bir namaz kılmadı. Erkeklere hutbe okuduktan sonra sesini duyamadıkları için ka­dınların bulunduğu tarafa yanaştı. Yanında Bilâl -radıyallâhu anh- da bulunuyordu. Onlara da vaaz edip sa­daka vermeye teşvik etti. Bunun üzerine bayanlar bileziklerini, altın ve gümüş halkalarıyla küpelerini Hazret-i Bilâl’in eteğine atmaya başladılar. Bkz. Buhârî, Zekât, 21, 33

İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhumâ- mâlî imanlarda ihmalkâr davranmanın büyük bir hüsran ve pişmanlık nedeni olduğuna dikkat sürükleyerek insanları şöyle îkâz ederdi:

“Kimin hacca gidecek veya zekât farz olacak kadar mülkü bulunur da bu farzları îfâ etmezse, vefat sırasında dünyaya geri dönmeyi taleb eder.” emretmiş ve şu âyetleri okumuştur:

“Ey îmân edenler, mülkleriniz ve evlâtlarınız sizi Allâh’ın zikrinden alıkoymasın! Kim bunu yaparsa işte onlar hüsrâna uğrayanların tâ kendileridir. Rastgele birinize vefat gelip de: «Ey Rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka versem ve sâlihlerden olsam.» demesinden evvel, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk edin! Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi asla tehir etmez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” el-Münâfikûn, 9-11 Tirmizî, Tefsir, 63/3316

HAZRETİ ÖMER’İN ZEKAT DEVESİNE HİZMETİ

Asr-ı Saâdet insanları, muhâfaza ve ehline tevzî etmekle mes’ûl oldukları zekât mülklerine karşı son derece duyarlı davranırlardı.

Bir gün Ahnef bin Kays -radıyallâhu anh-, Irak kuruluyla beraber Hazret-i Ömer’in yanına gelmişti. Çok sıcak bir gündü. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- bir önlük takınmış, zekât develerinden birini yağlıyor ve bakımını yapıyordu. Onları görünce:

“–Ahnef, üst kıyafetini çıkar da bana destek et! Zira o zekât devesidir. Onda öksüzlerin, dulların ve fakirlerin hakkı vardır.” dedi.

İçlerinden biri:

“–Allah sana mağfiretiyle muâmele emretsin ey Mü’minlerin Emîri! Kölelerden birine buyursan da bu işi yapsa olmaz mı?!” dedi.

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- şu hoş cevâbı verdi:

“–Ey fülân, kim Ömer’den ve Ahnef’deri daha iyi köle olabilir ki? Mâdem ki o müslümanların işlerini üzerine almıştır, öyleyse müslümanların kölesidir. Nasıl ki kölenin efendisine karşı samîmî olması ve emâneti hakkıyla îfâ etmesi gerekiyorsa onun da müslümanlara karşı böyle davranması îcâb eder.” Ali el-Müttakî, V, 761/14307

Yeniden Hazret-i Ömer’in, kaçan bir zekât devesinin peşinden koşarak onu tutmak için kan-ter içinde kaldığı ve bu işi hizmetçilerine yaptırmasını öneri eden insanlara, buna eş bir yanıt verdiğine dâir rivâyetler de mevcuttur.

Zekâta önem veren Asr-ı Saâdet cemiyeti o hâle gelmişti ki, Halîfe Ömer bin Abdülazîz, zekât memurunu Afrika ülkelerine yolladığında, memur, mülkleri dağıtamadan geri getirmişti. Zira zekât alacak kimse bulamamıştı. Bunun üzerine o da bu paralarla pek çok köle satın alıp âzâd etti.[2]

DİPNOTLAR

[1] Ziynet eşyâsının zekâtı husûsunda âlimler ihtilâf etmişlerdir. Önleme uygun olan, onun da zekâtını vermektir.

[2] Saîd Ramazan el-Bûtî, Fıkhu’s-Sîre, Beyrut 1980, s. 434.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Asr-ı Saâdet Cemiyeti, Erkam Yayınları

ALAKANIZI ÇEKEBİLİR

CENNETE KOŞAN HAYATLARCENNETE KOŞAN HAYATLARASR-I SAADET TOPLUMUASR-I SAADET CEMİYETİGÖNÜL ALAN SADAKAGÖNÜL ALAN SADAKAYAŞANMIŞ ÜÇ ZEKAT OLAYIYAŞANMIŞ ÜÇ ZEKAT OLAYIMAL VE PARAYLA YAPILAN İBADETMAL VE PARAYLA YAPILAN İMANBU İBADETİN BENZERİ YOK!BU İMANIN EŞİ YOK!YOLCU OLAN KİŞİLERE ZEKAT VERİLEBİLİR Mİ?YOLCU OLAN ŞAHISLARA ZEKAT VERİLEBİLİR Mİ?

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir