OBED DAVUD’UN HAİTİ’DEN ÜSKÜDARA UZANAN ÖYKÜSÜ

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 17:02

OBED DAVUD’UN HAİTİ’DEN ÜSKÜDARA UZANAN ÖYKÜSÜ

Obed Davud kimdir? Nereden geliyor? Neler yaşadı ve nasıl müslüman oldu? İşte Muhabbeteki gizeme vakıf olan Obed Davud’un Haitiden Eyüp’e oradan Üsküdar’a uzanan ibret dolu hidayet hikayesi…

“Araştırmalarımda Osman Nuri TOPBAŞ’ın Fransızcaya çeviri edilmiş bir kitabına tesadüftüm: «Muhabbetteki Gizem» kitabına. Tabiî kitabı tamamen okudum. Okuduktan sonra İslâm’ın anlatılanlardan çok farklı, terör organizasyonuyla hiçbir alâkası olmayan hakikat bir din olduğunu gördüm.” Obed Davud

Ömer Sami HIDIR – Nurullah Yaşar KELEŞ’in kendisiyle reelleştirdiği röportajın tamamı:

Obed Davud, Haitili bir kardeşimiz. Hidâyete erme hikâyesi ve ülkesinin mâzîsine dair anlattıkları; gönül ufuklarımızı, Amerika kıtasının dibindeki bu adaya kadar genişletiyor. Fransızca konuşan Davud Kardeşimizle, bedelli Nurullah Yaşar KELEŞ Beyin çevirisi taşıtıyla hasbihâl ettik.

YÜZAKI: Sizi tanıyabilir miyiz? Buraya büyüyünüz, başka bir deyişle İslâmla müşerref oluşunuz nasıl oldu?

Obed Davud: Bir rahip olan babam bana iki ad vermiş. Biri İbrânîce bir kelime olarak Obed ötekiyi de Davud Peygamber’in ismi: David. İkisi de Kitâb-ı Mukaddes’te geçtiği için koymuş. Obed de kul, hizmetçi demek. «Abdullah» sözcüğüne benziyor.

İslâm’a alakam, evvel onu incelemekle başladı. 2015’te medyada İslâm’la alakalı haberler geçiyordu. İslâm, Haiti’de «terörist bir organizasyon» olarak nitelendiriliyordu. «İslâm» ve «müslüman» denince insanlarda bir fobi alana geliyordu.

 

YÜZAKI: İslâmofobi başka bir deyişle!

Obed Davud: Evet. Haberlerde müslümanların hiçbir neden olmaksızın insanları öldürdüğü söyleniyordu. Ben de araştırmaya başladım; «İslâm nedir?» diye. İnternette bulabildiğim kaynaklara bakıyordum.

Araştırmalarımda Osman Nuri TOPBAŞ’ın Fransızcaya çeviri edilmiş bir kitabına tesadüftüm: «Muhabbetteki Gizem» kitabına. Tabiî kitabı tamamen okudum. Okuduktan sonra İslâm’ın anlatılanlardan çok farklı, terör organizasyonuyla hiçbir alâkası olmayan hakikat bir din olduğunu gördüm.

O kitapta İslâm’ın insan yaşamına hürmetini okudum. Sevgi-hürmet çerçevesinde tam insanların muhabbetle, kardeşçe yaşamasına İslâm’ın büyük değer kattığını gördüm.

Özellikle şu dikkatimi çekti: İslâm’ın kaynağında başka bir deyişle Kur’ân-ı Kerim’de; «Bir insanın öldürülmesi, tam insanlığın öldürülmesine, bir insanın yaşatılması da tam insanlığın ihyâ edilmesine» eş yakalanıyordu.

İslâm’a atılan kötülelerden biri de bayanlarla alâkalıydı.

Medyayı takip ederken, özellikle Fransa’daki ırkçı partinin yayınlarında; «İslâm’ın bayanları dışladığı» yargılaması yer alıyordu. Onu da inceledim.

Yayınlarda, İslâm’ı yargılayanlar olduğu gibi, onu müdafaa edenler de var.

Onlardan biri de «Tarık RAMAZAN» idi. Bu birey Oxford’da felsefe hocası. Fransa’da gelişmiş fakat Mısır asıllı. Hasan el-Bennâ’nın torunlarından. O; fikirlerinde, İslâm’ın bayanı gururlandırdığını korunuyordu.

Araştırmamı derinleştirdiğimde Osman Efendi’nin «Muhabbetteki Gizem» kitabında bayanlarla alakalı bir kısım dikkatimi çekti. O kitapta özellikle anlatıyor:

Kadının asıl dışlanması ve şiddete maruz kalması Peygamber Efendimiz’den evvelki câhiliyye devrinde yaşanıyordu. Daha sonra Allah Teâlâ’nın Peygamber Efendimiz’i yollamasıyla, bu bayanlara da rahmet oluyor ve haklarını alıyorlar. Oradaki şu hadîs-i şerif de gönül dünyamı okşadı:

“Cennet annelerin ayakları altındadır.”

İslâm’da bayana, olması gereken haklar veriliyor. Bunun yanında bayanlar, tesettür vb. kararlarla; istismardan, makûs maksatlı muamelelerden muhafaza ediliyor. Bu emirlerin kastı; bayanların kıymetini düşürmek değil, bilâkis onların bedellerini muhafaza ve himaye etmek.

İki şeker örneği vardır:

“Birisi ambalâjlı ötekiyi ambalâjsız. İkisi de yere düşüyor. Size ikram ediliyor. Hangisini seçersiniz?” diye. Başka Bir Deyişle oradaki temsilde de, yere düşen şekerler dünyadaki bayanlar gibi. O korunaklı olan; teşhir edilmeyen, korunma altına alınan bayanlar, İslâm bayanını temsil ediyor. Daha bedelli oluyor. öbürleri de, herkese teşhir edilen bayanlar gibi.

Yeniden o yapıtta; «Hanımına iyi davranan erkeğin ümmetin en hayırlıları» olduğu anlatılıyor. Başka Bir Deyişle en iyi insanlar, en iyi erkekler olarak bildiriliyor onlar. Hakikat İslâm’da reelin, medyada yansıtılanların aksine çok farklı olduğunu gördüm.

Yalnızca benim hanımım değil etrafımdaki hanımların İslâm’a karşı olan soğuklukları bundan dolayı idi. Daha sonra hanımıma bu kısmı okuttum.

Ondan sonra; «Nasıl müslüman olabilirim?» diye araştırmaya başladım. Başka Bir Deyişle müslüman olmak kolay; bir imam huzûrunda kelime-i şahâdeti getirirsiniz ve müslüman olursunuz. Öyleyse bir cami bulmalıydım. Caminin ne olduğunu öğrenmiyordum o zamana kadar! Bir cami tanım ettiler. Bana tanım edilen cami, oturduğum yere 300 km uzaklıkta başşehir Port au Prince’teydi. Oraya gittim. Orada aslen Kanadalı olup, Haiti’ye gidip gelen bir imam vardı. Caminin ismi de Fâtiha Camii’ydi. Elhamdülillâh 2015 Ramazan’ından sonra orada şahâdet getirdim. Kendi kentime döndükten sonra; «daha yakın bir cami bulabilir miyim?» diye inceledim. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptırdığı bir caminin, bana 50 km uzakta olduğunu tespit ettim. Cuma namazlarına oraya gitmeye başladım.

 

Orada, başka bir deyişle bulunduğum muhitte; çevremdeki müslümanlara baktım ki, ilim yok. Cami cemaati dâhil, kimsenin köklü bir ilmi yok. Haiti neredeyse tamamen hıristiyan olduğu için, rastgele bir beyannamede bulunabilmek için gerçekten dîni çok iyi öğrenmek lâzım.

YÜZAKI: İstanbul’a bu nedenle geldiniz. Değil mi?

Obed Davud: Evet. İslâmiyet hakkında, daha fazla bilgi sahibi olmak istiyordum. İslâm’ı ilk evvel «Muhabbetteki Gizem» kitabından bildiğim için; «İslâmiyet ile alakalı daha fazla bilgi için bu kitabın yazarına erişmem lâzım.» diye düşündüm.

Bu kitap beni çok etkiledi. Tam bakış açımı değiştirdi. Ve bu biçimde; «Dîni bu zâtın ağzından bizzat bilmek isterim.» diye böyle bir araştırmaya giriştim. Araştırmalarım sonucunda burada, Osman Nûri TOPBAŞ Efendi’nin İstanbul’da olduğunu, burada yaşadığını gördüm. Meşhur bir öğretmen efendi ve müellif olduğunu fark ettim.

Haiti’den buraya gelmek basit olmadı.

Haiti’de Türk konsolosluğu yok. «İstanbul’a nasıl gelinir?» diye inceledim.

Haiti, ortadan ikiye ufalanmış Hispaniola adası üzerindedir. Adanın değişik tarafında Dominik Cumhuriyeti var. Haiti’den İstanbul’a doğrudan sefer yok. Ben Dominik Adaları’ndan vize aldım. Oradan İspanya / Madrid aktarmalı olarak İstanbul’a gelebilmek için gidiş dönüş bileti aldım. Böyle bir basitlik tanıyorlar.

Uçak yolculuğu 20 saat sürdü. İstanbul’da havalimanına 16:30’da indim. Yakın bir otel tanım ettiler. Orada sabah Tacikistanlı birisiyle tanıştım. Ona hemen Osman Efendi’yi sordum;

“–Burada bulabilir miyim?” diye.

“–Sen burada bulamazsın. Sen Eyüp’e git. Orada aradığını daha tez bulursun. Orası dindar insanların en çok ziyaret ettiği camidir. Oraya gelen giden Afrikalılar ve siyahîler de olur.” dedi. Bana Eyüp ortamında ucuz bir pansiyon da tanım etti. Eyüp’e gittim ertesi gün.

“Eyüp Sultan Camii’ne her gün namaza gidersen orada birilerini bulursun.” dedi.

YÜZAKI: Eyüp’te ne kadar kaldınız?

Obed Davud: Eyüp etrafında günlerce sordum soruşturdum. Tabiî ben Fransızca konuşuyorum. Ancak Fransızca öğrenen kardeşlere sorabiliyordum. Saat satan Afrikalı dostlara tesadüftüm, fakat onlar haberdar değildi.

Sonunda «Cuma» diye bir kardeşle tanıştım. Cuma, Kongolu bir arza, İLAM’dan. Onunla tanıştım. Cuma dedi ki;

“–Osman Efendi’nin bulunduğu merkeze seni götürürüm. Basit olmayabilir ama seni de kendisiyle görüştürürüm.”

O iletişim kurdu ve Osman Efendi ile görüştük. Elhamdülillâh İLAM’da kalmama izin ettiler. Burada İslâmiyet’i bilmem için seferber oldular. Kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Bir yapıtıyla İslâm ile tanıştım, şimdi de elhamdülillâh bizzat kendisinin bulunduğu merkezde, öğrencileri taşıtıyla İslâm’ı daha iyi bir biçimde tâlim ediyorum. Baki hamdolsunsun.

YÜZAKI: Haiti’nin tarihi ve mevcut gidişatı hakkında azıcık bilgi verebilir misiniz?

Obed Davud: Haiti, Karayip Denizi’nin ikinci büyük adası olan Hispaniola üzerindedir. 1492’de Kristof Kolomb, Haiti’yi keşfetti.

İlk olarak orada ikamet eden, oranın yerlisi Kızılderililer idi. Kolomb kazanç gelmez onları köleleştirdi. Haiti batının ilk kolonisidir.

Haiti’nin madenlerinde yerli milleti köle olarak çalıştırmaya başladı. Fakat onlar nahif, cılız insanlardı. Kristof Kolomb’un zorladığı güç çalışmalara katlanamıyorlardı. Bedenleri daha cılızdı. Bu çalışmalarda çoğu can verdi.

Haiti’nin yeraltı zenginlikleri, başka bir deyişle altın vs. madenleri çoktu. Oradaki insanları köleleştiriyor, madenleri çıkarmak için çalıştırıyordu. Ayrıca kakao ziraatı yaptırıyordu. İnsanlar kendi topraklarında evvel köle oldular, sonra da can verdiler. Onlardan kimse kalmadı!..

Daha sonra Afrika’ya gittiler. Oradan surat binlerce insanı köle olarak Haiti’ye getirdiler.

Bu arada İspanyollardan sonra Fransızlar da geldiler ve isme ikiye bölündü. Bir kısmı Fransızların, bir kısmı İspanyolların oldu.

Bugünkü Haiti, Fransız kısmı; Dominik Cumhuriyeti de İspanyol kısmı.

Napolyon zamanında farklı Afrika ülkelerinde dolaşıp, eforlu köleler edinip Haiti’ye çalışmaya getiriyorlardı. Bu köleler müslümandı.

Burada mânidar bir husus var:

Köleleştirme esnasında bazı âlimler de, kardeşlerini vazgeçmemek için kendilerini köleleştirdiler. «Kardeşlerimizi kılavuzsuz vazgeçemeyiz.» diyerek, zincirlere vurulmaya râzı oldular. «Millet dînini unutmasın.» diye onlar da bu çile ve meşakkatlere göğüs gerdiler. Kendi kendilerini köleleştirdiler. Hürriyetlerinden fedâkârlık yaptılar. Onlarla birlikte adaya geldiler.

İslâm’ı alenî olarak yaşayamıyorlardı. Saklı olarak mücadele ediyorlardı.

Hem İspanyol hıristiyanların hem de Fransız hıristiyanların Pazar günü dînî âyinleri olduğu için o gün kiliseye gidiyorlardı. Müslümanlar da bunu vesile öğrenerek o gün dinlerini daha rahat yaşıyorlardı, bildiri ediyorlardı.

Bugün Haiti’nin istiklâlini kazanmasında ismi geçen bir birey var:

Dutty Boukman.

Jamaika’dan getirilen Dutty Boukman’ın müslüman olduğu bildirilmekte. Bu kişi Kur’ân eğitimi almış bir âlimdi. Başkalarına da İslâm’ı bildiri etmek istediği için baskıya uğruyordu. İsminin, yanında devamlı kitap taşıdığı için Boukman olduğu söylenir. Yeniden kitabının sağdan sola okunan bir kitap olduğu ifade ediliyor. Kimsenin öğrenmediği bir kitabı okuduğu için onun hakkında «ilginç adam» ve «illüzyonist» gibi sıfatlar da zikredilmiş. Onun âzadlı olduğu, bundan dolayı İslâm’ı bildiri etmeye çalıştığı bildirilmekte.

Boukman; Bois Caiman isimli ağaçlık yerde 14 Ağustos 1791’de Haitililere bir kurban töreni icrâ etti. Bu tarih Zilhicce’nin ortalarına başka bir deyişle Kurban Bayramı’na tekabül etmektedir. Orada samimî bir duâ yaptı. Kölelere çaba etme azmini aşıladı. Lâkin bu buluşma, içlerinden biri tarafından beyazlara aktarıldı. Beyazlar, Boukman’ı Kasım 1791’de katlettiler.

Böylece başlangıcında müslüman olduğu söylenen bir şahsın çabalarıyla başkaldırı başladı ve oradaki Napolyon askerlerine karşı muzaffer oldular, bağımsızlıklarını kazandılar.

Hâlbuki kölelerde yalnızca ok ve küçük tefek silâhlar vardı. Napolyon askerleri ise silâhlıydı. Bu biçimde karşılaştıkları hâlde mûcizevî biçimde siyahîler galip geldiler. 1804 senesinde Haiti ilk siyahî bağımsız isme oldu. Başka Bir Deyişle bağımsızlığını ilân eden ilk yer oldu. Fakat ne yazık ki İslâmî kök kayboldu.

Diyorum ki:

Haiti daha öncekinden kökü haysiyetiyle müslümandı. Benim asıl hedefim, gayem; daha öncekinden İslâm beldesi olan o beldeyi fikrî bir mutasyonla tekerrür müslümanlaştırmak. Zira şu an Hıristiyanlık’la yoğun bir bölge.

YÜZAKI: Haitililer bu tarihî köklerini öğreniyorlar mı? Başka Bir Deyişle meselâ Boukman’ın müslüman olduğunu vs.

Obed Davud: Afrikalı köklerini öğreniyorlar. Fakat çok azı tarih biliyor. Öğrenen de azıcık daha deşmeye çalışıyor. Azıcık inceleyen, 1492’den sonra gelen tam Afrikalıların müslüman olduğunu bulur. Bu tarihî bir vak‘a. Bunun da üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Fakat gerçek ortaya çıkmaya başladı.

Meselâ geçen hafta Haiti’de en çok dinlenen radyolardan bir tanesinde, program imalcilerinden bir tanesi bir din adamını davet etti programına. Bu birey kiliseyi terk ederek, kendi araştırmalarını yapmaya başlayan bir birey…

İnceledikçe o da görmüş ki: Şimdiye kadar Hıristiyanlık’la alakalı verilen eğitimin hepsi palavra. Başka Bir Deyişle;

• «İsa -aleyhisselâm-’ın çarmıha gerilmesi.» palavra.

• «İsa -aleyhisselâm-’ın Rabbin oğlu olduğu.» palavra.

Bu da insanların zekâlarını köleleştirmek için zenginlerin ve en üst seviyedeki kilisenin yaptığı bir reyin.

Bu adamın söylediği bilgiler İslâm ile geçim içinde. O radyo programcısı şimdi programına çıkarmak için Fransızca öğrenen müslüman bir âlim inceliyor. Benim akrabalarımdan birisi müslüman. Bu programdan bahsetti. Bana; «Alakanı sürükler mi, sürüklemez mi?» diye sordu. Ben henüz hazır olmadığım için, oradaki İmam Hanif isminde bir cami imamına yönlendirdim.

YÜZAKI: Şu anda Haiti’de ne kadar müslüman var?

Obed Davud: Haiti’nin toplam popülasyonu takribî 13 milyon. 2300 kadar müslüman var. Her gün yeni müslüman olanlar oluyor.

Haiti’de 2004’te bazı siyasî-askerî karmaşıklıklar oldu. BM’den sulh eforu geldi. Sevk Edilen askerlerle birlikte gelen Pakistanlı müslümanlar da oldu. «Kırmızı alanlar» denilen en riskli yerlerde müslüman askerleri görevlendirmişler. Onlar da dînî bildiride bulunmuşlar. Böylece müslümanların rakamı arkasıydı. 2010’da alana gelen ve 200.000 şahsın yaşamını kaybettiği büyük zelzeleden sonra da Türkiye’den dayanaklar geldi. Diyanet de bahsettiğim camiyi yaptırdı.

YÜZAKI: Azıcık da ailenizden bahsedebilir misiniz?

Obed Davud: Babam hâkimdi ve aynı zamanda din adamıydı. Ölüm etmeden 10 sene evvel de milletvekili oldu.

Ben babamın dînî eğitimini beğenmiyordum. Babam 5 tane kiliseye bakıyordu. Ben kiliseye alâka dinlemediğim için bana çok kızardı. Bir gün bir aile buluşmasında bana serzenişte bulundu:

“–Ben şimdiye kadar kazandığım her şeyi dînim vesilesiyle kazandım. Şayet sen benimle aynı îmâna sahip olmazsan, aynı yolu takip etmezsen sen hiçbir şey olamazsın.” dedi.

Bu laflar, beni şoka uğrattı;

“–Allah isterse ben de bir yerlere gelebilirim ve senin bildiğini de bilirim.” dedim. Babaniteliği de hâkim niteliği olunca, ben de hukuk okudum.

İslâm’ı dinlemeden evvel dahi Hıristiyanlık’ta bir noksanlık olduğunu seziyordum. Allâh’ın lutfu; ben çok sual sorardım. Orada suallerin önünü kapatma vardır. Çok sual sorman istenmez. Sualleri yanıtsız vazgeçerler. Üstü kapalı, açıklama edilemeyen şeylere de inanmak gerekiyordu. Bu beni Hıristiyanlık’tan soğuttu. Bir zaman geldi, kiliseyi tamamen vazgeçtim. Kilisenin hâricinde dînî araştırmalar yaptım. Mâneviyatla alakalı araştırmalarda bulundum. Müslüman olduktan sonra şunu fark ettim:

İslâm Hıristiyanlık’tan çok farklı. İslâm’da özellikle tefekküre müteveccih; «Tefekkür edin, düşünün.» stilinde bir manipülasyon var.

Evet, İslâm’da şu da var; usun bitiminde din başlıyor. Hıristiyanlık’ta bütün tersi. Başka Bir Deyişle İslâm’da usun hududunda din, îman başlıyor. Erişebildiğin yere kadar tefekkür edeceksin, onun dışında îmân olacak. Ama Hıristiyanlık’ta bütün tersi, böyle değil.

Hıristiyanlık’ta kaynakların tahrif edilmiş olması da büyük bir problem.

Hıristiyanlık’ta kullandığımız İncil, çeviri edilmiş bir İncil. Romalılar zamanında Ârâmîceden Yunancaya çeviri ettiler. Orada da değişik dillere çevrildi. Tahrifler tâ baştan başladı. Başka Bir Deyişle Ârâmîceden çeviriler yapıldığı zamanda.

YÜZAKI: Teslis de böyle mi çıktı?

Obed Davud: Orada çeviriler yapılırken Yaratıcı’nın niteliği olarak; «Baba»dan bahsedilir. Yaratıcı’dan bahsederken; «Rabbim!» derken, işte; «Rab!», «Baba» olarak geçiyor, çeviride bozulmuş. Orada konuşma stilinden kaynaklanan bir kusur var. Çeviride bu; hakikat baba, hakikat oğul gibi idrak edildi, bozuldu. İsa -aleyhisselâm- da babasız yaratıldığı için orada bir benzetme oldu.

Yeniden peygamberlere ağır kötüleler atılıyor. Yakışmayacak şeyler isnâd ediliyor. İslâm’da ise peygamberlerin ismet sahibi oldukları ve günah işlemediklerine dair bilgi var.

İslâm’da tam peygamberlere îmân ediliyor. Fakat meselâ Protestanlardaki bilgi şöyle; Musa -aleyhisselâm- da peygamberdir. Fakat İsa -aleyhisselâm-’ın gelişiyle o tamamen silindi. Başka Bir Deyişle yalanlandı!

YÜZAKI: Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i niye kabul etmiyorlar?

Obed Davud: Peygamber Efendimiz’le alakalı bir şey yok. Reelinde İncil’de «Faraklit» sözcüğü geçiyor. Fakat onu başka mânâyla te’vil ederek tahrif ediyorlar. Rûhu’l-Kudüs gibi, başka bir deyişle avuntu edici gibi bir mânâyla değiştiriyorlar.

Hıristiyanlar iki grup.

Bir grup, din adamı, ilâhiyatçı diyebileceğimiz bireyler. Onlar İslâm hakkında bilgi sahibidirler. Fakat yansıtmazlar.

İkinci grup ise ulustur. Sâfiyetle inananlar… Samimiyetle yönelen bireyler. Bunların İslâm’ı bildikleri zaman kolayla İslâm’ı seçeceklerine inanıyorum.

Şimdi Rabbimin lutfettiği bu fırsatla, kendimi hoşça yetiştirmek; İslâm’ı çok hoş bilmek istiyorum. Sonra memleketimde şartnameye koşmak istiyorum.

Bana başarabilmem için duâ edin…

Ömer Sami HIDIR – Nurullah Yaşar KELEŞ

Kaynak: yuzaki.com

ALAKANIZI ÇEKEBİLİR

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ KİMDİR?OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ KİMDİR?BUGÜN KARDEŞLİK İMTİHANINDAN GEÇİYORUZBUGÜN KARDEŞLİK İMTİHANINDAN GEÇİYORUZOSMAN NÛRİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ İLE YÜZAKI HAKKINDA MÜLÂKATOSMAN NÛRİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ İLE YÜZAKI HAKKINDA MÜLÂKATYÂ RABBİ! BİZE NAMAZI SEVDİRYÂ RABBİ! BİZE NAMAZI SEVDİRKURBAN FEDAKARLIKTIRKURBAN FEDAKARLIKTIRGÜNÜMÜZ İNSANININ EN MÜHİM PROBLEMLERİ NELERDİR?GÜNÜMÜZ İNSANININ EN ÖNEMLİ PROBLEMLERİ NELERDİR?KUR’ÂN VE SÜNNET EKSENİNDE BİR EĞİTİM NASIL OLMALIDIR?KUR’ÂN VE SÜNNET DİNGİLİNDE BİR EĞİTİM NASIL OLMALIDIR?

Etiketler:, , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir